Online
KOZMETOLOJi DERGiSi

Sayı: 2, Cilt : 3, Yıl: 2004


SELÜLİT ARTIK SORUN OLMAKTAN ÇIKIYOR

Uzm. Aylin GÜLEÇ

ÖZET: Bu araştırma pek çok yönü ile selülit, etki mekanizmaları ve tedavi yöntemlerinden bahsetmektedir. Selülitin özellikle kadınlar üzerinde yapmış olduğu estetik hoşnutsuzluk bu konuda birçok alanın çalışma yapmasını sağlamış ve gerek kinik gere kozmetik yöntemler bir arada bu soruna çözümler üretmiştir.

HOŞ OLMAYAN TADIYLA PORTAKAL KABUĞU

Selülit özellikle kadınlarda görülen ve adiposit adını verdiğimiz derialtı yağ hücre gruplarının aşırı derecede gelişmesiyle beraber kan ve lenfatik dolaşım üzerine yaptığı baskı dolaşımın bozulmasına ,bozulan dolaşım deri altı dokularında sıvı birikimine ve bağ dokuların  yeteri derecede beslenememesine deride sonuç olarak çökmelere sebep olur. Ve deride portakal kabuğu görünümüne neden olur.

Tıptaki adı hidrolipodistrofi olan selülit, Nodüler liposkleroz, ödematö-fibrosklerotik pannikupolati,pannikülozis,gynoid lipodistorofi değişik terimlerle de isimlendirilmektedir. Ciddi bir problem olan selülit, sanılanın aksine ’ sadece kilolu bayanlarda görülmez. Zayıf ya da şişman her kadın da görülebilir. Bu durumda selülitin basit bir şişmanlık sorunu olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Selülit hormonların etkisiyle ortaya çıkan bir problemdir..

a) Obezite karıştırılmamalıdır.

 Obezitede yağ hücrelerinin aşırı çalışması söz konusu iken selülitte dermiste,mikrosirkulasyon ve adipositlerde yapısal değişikliklerden söz edilmektedir

 

Erkeklerle kadınlar arasında selülit konusunda farklılıklar olmasını etkileyen en önemli faktörlerin başında erkeklerin bağ doku yapısı dermiste düzgün bir uzantı yaparken kadınların bağ dokusunda bu durum görülmemektedir. Erkeklerde selülite sebep olan östrojen hormonu yüksek derecede değildir. Erkeklerin deri kalınlıkları ve elastikiyeti daha fazla iken kadınlarda bu durum tam tersi bir özellik gösterir.

KADINLARIN SELÜLİT ORANI

Kadın ile erkek arasındaki histolojik farklılıktan dolayı kadınların %90 ile-98’i selülit görülmektedir.(Murray;Pizzorno:2003). 10 kadından 8’i selülitli (Marıe Claire; Ceyda Günsür 2005). 

SELÜLİT HANGİ YÖNTEMLERLE TEŞHİS EDİLİR?


       Termografi: Vücutta kan dolaşımının normal olduğu bölgelerde vücut ısısı da normal olur. Dolaşım bozukluğu olan yerlerde kanın azlığından, bu bölgeler vücudun normal ısısından daha soğuk olur. Selülitin oluşma nedenlerinden biri dolaşım bozukluğu olup termografi ile dolaşım bozukluğunun ve selülitin yeri de teşhis edilir. Örneğin yeşil görünüm grade 1’i göstermekteyken daha koyu alanlar daha ileri evreleri göstermektedir. Ancak bu ölçümü yaparken ortamın ısısı çok önemlidir.
       
       Ekografi: Bir çeşit ultrason cihazı olup, sellülite uygulanma amacı deri kalınlığının ve   yağ tabakasının kalınlığının ölçümüdür.
       
       Manyetik rezonans: Vücudun 3 boyutlu incelenmesi imkanını sunar. Bu sayede cilt kalınlığı, yağ tabakası ve oluşabilecek ikincil, üçüncül (tümör, yapısal bozukluklar) nedenlerin varlığının ya da yokluğunun tespitini sağlar. Daha çok obeziteyi değerlendirmede kullanılır.

       Antropometrik Muayene: Vücut Kütle İndeksinin hesaplanması obeziteyi ve lokal yağlanmayı değerlendirirken selülit hakkında bilgi vermez.

      Bioelektrik Direnç: Mikrosirküler bağ dokusu değişiklikleri hakkında bilgi veremediğinden yeterli değildir. 

      Kserografi: Epidermis, dermis, subkutan doku ve kas dokusunun kalınlığı hakkında bilgi vermektedir ancak mikrosurkilatuar değişiklikleri göstermemektedir.

Histopatolojik muayene: En kesin ve direkt değerlendirme yöntemidir. Etkilenmiş bölgede biopsi ile yapılması mümkündür(ÜNAL;2005).

Selülitin ortaya çıkışı multifaktörlere bağlıdır.

1. GENETİK FAKTÖRLER

Annede böyle bir problem varsa görülme olasılığı yüksektir.

a)      Cinsiyet; çoğunlukla kadınlarda

b)      Irk; beyaz kadınlarda daha fazla

c)      Biotip; Latin kadınlarda uyluk bölgesinde daha fazla iken kuzey ülkelerindeki kadınlarda abdomende

d)      Yağ dokusu dağılımı

e)      Hücredeki hormon algılayıcılarının sayısı yeri

Perifeal anjiopati gelişmeye yatkınlık olarak sıralanabilir. ( Ünal; 2005)

2. HORMONAL DENGESİZLİKLER: Özellikle ergenlik döneminde başlayan selülit problemi artan östrojen hormonu ile ilgilidir

Selülitin başlamasında en etkili hormonlardan biri östrojendir. Bunu destekleyen en önemli bulgular:

a)      Selülit çoğunlukla kadınlarda görülür.

b)      Ergenlik döneminden sonra başlar. Hormonal değişimden kaynaklanır.

c)      Hamilelik, mensturasyon, ve östrojen tedavisinden sırasında şiddetlenir. (Ünal; 2005)

3. YANLIŞ BESLENME: Vücudun yakamayacağından fazla yağ alınması bunların yağ hücrelerince depolanmasına dolayısıyla şişmesine ve damarlara baskı yapmasına sebep olacaktır. Aşırı derecede tuz, yağ ve şekerli gıdaların alınması vücutta birikimlere neden olacaktır.

4.YAŞAM BİÇİMİ : Aşırı stres ve yorgunlukta vücutta birikimlere neden olabilmektedir.

5. ORAL KONTRASEPTİF gibi bazı ilaçların fazlaca kullanımını sayılabilir ( doğum Kontrol Hapları Gibi): Hormon dengesi üzerinde etkili oldukları için selülit oluşumuna sebep olurlar.

6.Kabızlık, hipotiroid, , karaciğerin kötü fonksiyonu ve sinirsel düzensizlik.

7. DAMAR YETMEZLİĞİ

SELÜLİT DERİNİN YAPISINA GÖRE ÇEŞİTLERİ

Sert: Düzenli aktivitesi olan genç kadınlarda daha sık izlenir. Görünüm düzgündür ve pozisyona göre değişmez. Sıkıştırmayla portakal kabuğu görünümü belirgindir.

Yumuşak: İnaktif kadınlarda izlenir. Ani kilo kayıplarında da daha sık oluşur. Yastıksı yüzey belirgindir. Pozisyona göre değişim gözlenir. Dolaşım bozuklukları gözlenir.

Ödematöz: Bacaklarda ağrı ve ağırlık şikayeti vardır. En şiddetli ama en nadir görülen selülit tipidir.

Karışık: En sık izlenen biçimidir. Aynı hastanın değişik bölgelerinde birden fazla selülit tipi mevcuttur. (ÜNAL;2005)

KAÇ AŞAMADA GELİŞİR?

HİSTOPATOLOJİK VE KLİNİK DEĞİŞİKLİKLERE GÖRE SELÜLİT 3 EVREDE SINIFLANABİLİR.

Grade 1: Hastada selüliti düşündüren değişiklikler mevcuttur.

Grade 2: Deriye baskıyla veya kas kontraksiyonundan sonra solukluk, azalmış ısı ve elastikiyet gözlenir. Dinlenme anında değişiklik gözlenmez

Grade 3: Dinlenme anında portakal kabuğu görünümü izlenir. Ağrılı, elastikiyet kaybı ve solukluk gözlenebilir.

Grade 4: 3. Deki değişiklikler var ancak daha ağrılı ve dışarıdan izlenebilen nodüller gözlenebilir. (ÜNAL;2005)

(Yağ hücrelerinin sıkışmasını gösteren selülit evreleri internetten alınmıştır). 

SELÜLİTTEN KURTULMANIN YOLLARI

1.      SPOR YAPMAK: Spor tek başına selüliti yok etmede yeterli değildir.Çünkü selülit belirttiğim üzere bir hastalıktır.  

     2.        ANTİ-SELÜLİT  KREMLER:  Bazı ilaçlar yağ dokusuna, bağ dokusuna ve  mikrosirkulasyona etkilidir.

Yağ dokusunda; Lipolitik etkili ilaçlar metiksantinler ( teombrin,teofilin, aminofilin, kafein; (fosfodiesteraz inhibisyonu), isoproteranol, adrenalin (beta adrenerjik agonistler), ve yohimbin, piperoxan, pentolamin, dihidraergotamin (alfa antagonistler)’dir. Çift-kör plasebo kontrollü bir çalışmada bir topikal beta agonist, bir metilksantin, (aminofilin-bir fosfodiesteraz inhibitörü ve alfa antagonist uygulandığında medikal uyluk bölgesinin antropometrik ölçümünde istatiksel olarak anlamlı bir azalma gözlenmiştir. Tek başına en anlamlı sonucun alındığı ilaç ise aminofilin olarak bildirilmiştir. Aminofilin ve diğer metilksantinler birçok selülit kreminde bulunmaktadır. Ancak yapılan çalışmalar küçük gruplarda ve subjektif değerlendirmelerle yapılmıştır.

Collis ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmada topikal aminofilin uygulanan 35 hastanın hiçbirinde anlamlı bir istatiksel değerlendirmeye  rastlanmamıştır. 35 hastadan 10’u selülitlerde düzelme olduğunu subjektif olarak ifade etmiştir.

Sarmaşık ve hint kestanesi bitki ekstrelerininde dolaşım üzerinde etkileri vardır. Bunlar bioflavonoid içeren saponinler, ginko bilobadan zenginlerdir. Lis Balchin ve ark. Cellasene adlı ginkgo biloba, tatlı yonca,üzüm tohumu yağı, lesitin ve evening primrose oil içeren ve mucize diye tanıtılan bir ürünü 2 ay plasebo kontrollü çalışmasını yapmışlar ve selülit üzerinde anlamlı bir sonuç bulamamışlar ancak kullananlarda kilo artımı saptamışlar. (BALCHIN;1999)

Stratum Corneum emilimi önleyici bir bariyer olduğu için sık kullanılan çözücüler emilimi arttırıcı yönde olmalıdır. Bunlar sık kullanılan su,alkol,metilalkil,sülfoksid veya surfaktanlardır. Fitozomlar ve fosfolipit molekülleride ilaca bağlandıklarında liposolubiliteyi arttırırlar.

Topikal olarak kullanılan retinolün selüliti iyileştirdiği Kligmanın bir çalışmaasında bildirilmiştir.Bazı ana maddelerin depolanmasını kollajen ve elastin depolanmasını artmasının dermisin kalınlığını ve sıkılığını artırdığını ve selülit üzerinde etkin olduğunu ileri sürmüştür. Belçika’da retinolün topikal uygulanması ile 6 aylık bir uygulama sonrası deri elastikiyetinin % 10.7 arttığı gözlenmiştir. Yine bağ dokusu hücrelerinde de değişiklikler olduğuna dair kanıtlara rastlanmıştır. Retinolün bağ dokusu etkisinden dolayı gerginlik gözlendiği ileri sürülmüştür.

Finlandiyada yapılan bir araştırmada selülit kremleri incelenmiş ve 32 üründen 14’ünde kafeinin aktif bileşen olarak kullanıldığı saptanmıştır.Bitkisel kökenli ve nemlendirici özellikte olanlar çoğunlukta bulunmuştur. Ürünlerin mikrobiyolojik olarak temiz olduğu saptanmış,formaldehit gibi zararlı olan maddelere rastlanmamış ancak çok düşük bir kısmıda allerji yapabilecek maddeler olduğundan bunların kullanılmasına dikkat edilmesi gereği üzerinde durulmuştur.(ÜNAL;2005).

Cilt üstü ilaç uygulamalar tedavi için önemli rol oynayabilir, ama cildin alt tabakalarına ilacın gitmesi çok zordur. Cildin koruyucu tabakası (stratum corneum) buna izin vermez

SELÜLİT ÜRÜN KULLANIMININ YAŞ İLE İLİŞKİSİ

 

SEÇENEKLER

HİÇ BİR ZAMAN

SEYREK

ARA SIRA

SIKLIKLA

HER ZAMAN

TOPLAM

18-25 YAŞ ARASI

87.2%

3.1%

3.8%

3.1%

2.7%

100.0%

26-35 YAŞ ARASI

81.4%

4.9%

7.5%

4.6%

1.6%

100.0%

36-45 YAŞ ARASI

81.3%

5.5%

8.2%

2.2%

2.7%

100.0%

46-59 YAŞ ARASI

89.0%

7.7%

1.1%

1.1%

1.1%

100.0%

TOPLAM

84.6%

4.5%

5.5%

3.2%

2.2%

100.0%

Ankete katılan kişiler arasında 46-59 yaş grubu arasında olan kişiler %89.0 oranıyla 36-45 yaş grubu arasında olan kişiler %81.3 oranıyla  hiç bir zaman seçeneğini işaretlemiştir.

 26-35 yaş arasında olan kişiler selülit  ürünleri 8.2’ lik  bir oran ile sıklıkla kullandıklarını belirtmişlerdir. 46-59 yaş grubu olan kişiler ise %1.1 lik oranla sıklıkla seçeneğini tercih etmişlerdir. Selülit önleyici her zaman kullanan kişiler ise %2.7 oran ile  18-25 ve 36-45 yaş grupları arasında  işaretlenmiştir.

Hormon değişikliği ile gelişim göstermeye başlayan selüliti önlemenin yollarından biri olarak kısmen kabul edilebilen selülit kremleri çok az bir bölüm doğru bir yaş aralığında kullanmaya başlamıştır. Bu durum üzerinde reklamların,arkadaşların etkisi olduğu düşünülebilir. Tam olarak bir çözüm olmamasına karşın kişide psikolojik rahatlama sağlaması da sayılabilir. Ancak genel olarak bakıldığında bu tür ürünler pek fazla tercih edilmemektedir. Yine bu durum alım gücü ya da bir işe yaramadığı şeklinde düşünülmesi olabilir. (Gazi Üniversitesi; Kuaförlük Ve Güzellik Bilgisi Anabiim Dalı Lisans Tezi) 

3. DOĞRU BESLENME ALIŞKANLIĞI 

Selülitli dokunun tedavisi için gerekli uygulamalardan biri diyettir. Bu uygulamalar kısmi çözüm sağlar. Selülitli dokunun düzelmesi mümkün olmaz.

MASAJ  Sert sporlar, vücudun belirli bir kısmını çalıştıran ve düzensiz yapılan sporlar hiçbir işe yaramaz. Selülite karşı en etkili spor tempolu yürüş ve yüzmedir.

SAUNA: Bilindiği gibi sıcakta damarlar daha fazla genişleyerek kan dolaşımında hızlanma meydana gelir. Soğuk havalarda üşüme ve bazı bölgelerde morarma kan dolaşımındaki bozukluktan kaynaklanır. Bu durumda topikal uygulamalarda bir işlem yapılacaksa olması gereken önce sauna ardında diğer topik uygulamalardır.

SLİM-UP : infrared ışınları ile bölgesel kan dolaşımını hızlandırıp dokularda birikimi engellemektir.

YOSUN: Vücut sargıları yöntemidir bitki ekstreleri ile vücudun kaplanması olayıdır. Vücut şekillendirici etkileri, vücut yüzeyindeki terleme ve basıncın etkisiyle olur derinin nemlenmesi için yarar sağlar ancak selülit üzerinde etkisi yoktur.

ELEKTROTERAPİ: Pasif jimnastik ve selülit programları olan belli sürelerde seanslarla masaj etkisi yaratan cihazlardır.

BASINÇ TERAPİ: Lenfatik drenaj+Pressoterapi bu yöntemlerden bazılarıdır. Hava basıncı ile kan ve lenf dolaşımını harekte geçiren bu yöntem, selülit tedavisinde çok etkilidir.

ELEKTROLİPOLİZ: Bu, uzun iğnelerden yararlanmak suretiyle yapılan bir yöntemdir. Uzun, çok ince uçlu ve keskin iğnelerle uygulanır. Elektro ile yağlı bölge arasında bir bağlantı kurulur. Çok düşük düzeyde çalıştırılarak, selülitli bölge üzerinde çalışılır. Bu bölge üzerinde, düzenli ve sık aralıklarla işlem yapılır. İğne, selülitli bölgedeki yağları parçalar ve yağları ortaya çıkartır. Haftada 1 kez 6 seans gibi sürelerle uygulanmaktadır.

ULTRASCHALL (ULTRASOUND): Bu yöntem ses dalgaları ile deri altındaki yağları parçalamayı hedefler.Bu yöntemin kullanan bazı hastalar tedavi sırasında kulaklarında bir uğultu olduğunu ifade etmiştir. Bu işlemde yağ dokusu tekrar dolgu maddesi olarak enjekte edilemez. Ayrıca bazı durumlarda deride daha fazla iz kalmasına sebep olur(SARIGÜL;2004).

OZONTERAPİ: Yağ hürelerini oksijen ile temizleyerek yakılmasını amaçlayan bir yöntemdir. Selülitli bölgeye buhar banyosu sayesinde oksijen alt tabakaya kadar ulaşır.

İONTOFOREZ :  İnterstisiyel sıvı kan gibi elektrolitler içerir. Bu nedenle stratum corneumun aksine elektriksel olarak geçirgendir. Deri yüzeyine galvanik akım uygulanmakla ilacın dermise geçmesi sağlanır. Bu arada akıma ve ilacın konsantrasyonuna dikkat edilmelidir. 4-16 mA’lik akımlar kullanılır.

AKUPUNKTUR: Vücudun kilit adı verilen çeşitli bölgelerine ulaşarak buradaki su ve yağ birikimlerini harekete geçirir.

LAZER TEDAVİ: Selülitli bölgeye uygulanan lazer ile ciltteki kan dolaşımı hızlanır. Lazer terapi ikiye ayrılır; soğuk lazer ve sıcak lazer. Soğuk lazer, helyum neon lazer olarak da anılır, selülitli bölgedeki hücreler üzerine uygulanır. Lazer, burada hücreleri geçerek değişimleri hızlandırıp, o bölgede su tutulmasını engeller. Sıcak lazer, selülitin oluştuğu hareketsiz bölgeye uygulanarak, orada bulunan dokuların dolaşımını sağlar.

ENZİM TEDAVİ: Bilindiği üzere enzimler besin maddelerinin ayrıştırılmasını ve aktifleşmesini sağlar. Enzimler tam bir yağ yiyicidirler. Örneğin bu enzimler elmada vardır ve yiyeceklerin hiçbir engelle karşılaşmadan değerlendirilmesini ve nakledilmesini sağlarlar. Böylelikle yağ depolarında daha az birikirler. Elmayı iyice çiğneyin, çünkü enzimlerin faaliyeti ağızda başlar.

Lipokilling injectionfett-weg spritze yani yağ öldürücü iğneler adıyla anılmaa başlandı. Brezilyalı cildiyeci Patricia Ritteres açıklamıştır. Yağ hücrelerini soya yağı enzimi kullanarak eritmek lposuctiona henüz alternatif demek için erken ancak çabuk yayılma olasılığı olan bir yöntemdir ( SARIGÜL;2004).

LİPOSUCTİON: Cerrahi bir yöntem olup 1-2 saat kadar sürer. İğne ve şırıngalar ile cilt altındaki yağların çekilmesi olayıdır. Liposuction'ı da tek yöntem olarak sunmak yanlıştır. Bu yöntemi sadece selüliti ortadan kaldırmak amacıyla değil, bölgesel yağ dokularının azaltılması yönünde de etkilidir. LPG ile mezoterapi birlikte kullanıldığında 'liposuction'ın selülit üzerindeki etkisi artar. Normal şartlarda 3-4 litre yağ çekilebilmektedir. Mega liposuction denilen başka bir yöntemde 8-10 litre yağ çekilebilmektedir; ancak bu durum yağ embolisi denilen damar tıkanmalarına sebep olacağından çok sağlıklı bir yöntem değildir. Bu yöntemde cerrahi bir işlem olduğundan bazı morluklar ve ağrılara rastlanır ameliyat sonrası derinin kendini toplaması için korse giyilmesi gereklidir. Kilo alındığında çekim yapılan yer ufak çukurcukların oluşması riski de vardır.

KARBOKSİTERAPİ

Karboksiterapi CO2 gazının tedavi amaçlı cilt altına veya cilt içine  enjekte edilmesi yöntemidir. İlk olarak 1932 yılında Fransa’da tıkanan atar damar hastalıklarının tedavisinde kullanılmıştır. 1993 yılından itibaren selülit tedavisinde başarıyla uygulanmaktadır.

Karbondioksit oksijene göre 20 kat daha hızlı dağılan bir gazdır. Uygulama sonrası bölgeye çevre dokulardan daha fazla oksijen gelir ve dolaşım hızlanır. Karbondioksit hızla uzaklaştırılır. Yağ yakımı artar.

VAKUM TERAPİ:

LPG  (emme) ve dönme aksiyonlarının birlikte kullanılarak deri ve deri altı dokulara negatif basınç uygulanması prensibine dayanan bir masaj metodudur.

Dünyanın selülit tedavisinde etkinliği bilimsel araştırmalarla kanıtlanmış FDA belgeli tek endermoloji cihazı LPG’dir. İdeal olan LPG endermoloji tedavisi ile birlikte spor kombine edilmesidir.
 

MEZOTERAPİ

İlk kez 1952 yılında Fransız hekim Dr Michel Pistor tarafından uygulanmaya başlanan Mezoterapi, günümüz Fransa'sın da yaklaşık 15000 hekim tarafından uygulanmaktadır. 1987 yılında Fransız Tıp Akademisi tarafından geleneksel tıp tedavileri kapsamına alınmıştır.

Günümüzde bu metod Uluslararası Mezoterapi Derneğine üye 14 ülke hekimleri tarafından dünyada başarı ile uygulanmaktadır. derinin orta tabakasına (dermis) ağrısız enjekte etme yöntemidir. Bu karışımlar tedavi edilecek durumlara bağlı olarak seçilen spesifik bölgelere çok ince iğnelerle verilirler.

7. KAYNAKÇA

  1. DJ. BAKER ve ark. Sanat Olarak Vücut;  Türkiye Klinikleri Kozmetoloji .Cilt 4, no:2, Haziran 2003,syf 63.
  2. SARIGÜL Yaşar; 2004, Afrodit Çıldırmış Olmalı, Ankara,Aralık .
  3. GÜNSÜR Ceyda; Marie Claire; Çanlar Selülit İçin Çalıyor, Mayıs 2005, syf:350
  1. Akşam Gazetesi ‘’Selülitten Korkmayın’’; 19 Mayıs 2005.
  2. Ailem ve Ben; ‘’Selülite Düşman ve Dost Besinler’’; Mayıs,2005.
  3. ÜNAL, İdil; 2005, 3. Uludağ Dermatokozmetoloji Günleri ‘’Selülit Tedavisi:55-61.
  4. www.hepsiburada.com.
  5. GÜZEL,Ebru; 2004. 18- 59 Yaş Arası Bayanların Selülit Ürünlerini Kullanma Alışkanlıkları. (Yayımlanmamaış Lisans Tezi). Gazi Üniversitesi.s
  6. TURGUT,A. Hamdi; 1993, Selülitte Lenfa Dolaşımı Tıbbi Cimnastiği ve Drenaj Masajı.Spor Tıp Enstitüsü Neşriyatı.
  7. SCHERWİTZ C, Braun-Falco O. So-called celulite. J. Dermatol Surg Oncol 1978; 4: 230-234
  8. PIZZORNO J., Murray M. 1999; Textbook of medicine, 2nd ed., Churchill Livingstone,Inc.
  9. www.mdconsult.com.
ALLEGRA C, Pollari G, Criscuolo A et al. Centella asticia extract in venous disorders of the lower limbs. Comparative clinico-instrumental studies with a placebo . Clin Terap 1981;99:507-513
 

<<Anasayfa